– Günaydın

– Günaydın

Bunlar benim, minibüsün arka kapısından bindikten sonra, en arka sırada oturan  adama söylediğim ve onun da yanıt olarak bana söylediği “günaydın”lar, sırasıyla. onu her sabah orada görüyorum. adını bilmiyorum. o gün de en arka sıranın sağ ucunda oturuyordu. kapı tarafında. ben de sol uca, minibüsün arkadaki diğer köşesindeki koltuğa yerleştim. burası minibüsün yolcu aldığı son durak. benim dışımda, o durakta bekleyen diğerleri ön kapıyı tercih etmişlerdi. kalan koltuklardan seçim yapmaya çalışıyorlardı. önceki duraklarda binmiş olanlar, ikili sıra halindeki koltuklardan cam kenarında olanlara oturmuşlardı, ama çok azı camdan dışarıya bakıyordu. bunlar minibüsün yerlileriydi. bu, evdeki yemek masasında babanın, annenin ve çocukların yerinin belli olması gibi yazılı olmayan kurallardan birine benziyordu. hiçbir koltuk, kimseye ait değildi. ama her gün herkesin oturduğu yer çoğunlukla aynıydı. kimse, oturduğu yeri değiştirmek istemiyor gibiydi. kimse, baktığı veya gözlerini kapattığı şeyi değiştirmek istemiyordu. daha önce görmediğim iki kişi binmişti minibüse. biri kız, diğeri erkek. durakta farketmemiştim onları. bindiklerinde gülüşüyorlardı. farkettim. yeni erkek güneş gözlüğü takıyordu. ‘ilk gelen cam kenarına oturur’ yerleşiminden dolayı yanyana oturabilecekleri iki koltuk yoktu. yeni kız “nasıl yapalım?” diye sordu. “sen öyle geç” dedi yeni erkek, tek başına oturmakta olan yerli kızlardan birinin yanındaki koltuğu işaret ederek. kendisi için de hemen onun önündeki koltuğu seçti. onun cam kenarında ise yerli adamlardan biri vardı. ‘ipad’inden bir şeyler okur bu adam. her gün o koltukta oturur. yeni kız ve yeni erkek seçtikleri koltuklara yerleşti. gülüşmeye devam ediyorlardı. ‘i-pad’li önce yanına, yeni erkeğe baktı. sonra biraz daha dönüp arkaya oturan yeni kıza. sonra tekrar ‘i-pad’e. yeni kız, biraz öne eğilerek yeni erkeğe bir şeyler söyledi. gülüştüler. gülüşmenin keyfi ile yaslandı arkasına yeni kız. müziği sevdiği belli olan yeni erkek kulaklıklarını taktı, kulaklarına. az önceki gülüşme yeni kıza yetmemişti. tekrar öne doğru çıktı. yeni erkeğin omzuna dokundu. yeni erkek kulaklıklarını çıkardı ve kafasını biraz koridora doğru çevirerek kızı dinledi. biraz daha gülüştüler. ‘i-pad’li yerli kafasını kaldırdı yavaşça, sırayla önce yeni kıza sonra yeni erkeğe baktı. sonra yine ‘i-pad’e. bir sonraki rauntta sıralama biraz değişti. ‘i-pad’li ‘gülüşme’den önce davrandı. “isterseniz yer değiştirelim” dedi, yeni kıza dönerek. yeni kız, bu teklifin samimiyetini çözemedi. duraksadı. kısa süreli iç hat uçuşlarında, beklenmedik bir meyve suyu ikramını yanıtlar gibi konuştu yeni kız: “eee, iyi olur aslında”. minibüsün dar koridorunda, karşılıklı yapılan birkaç kıvrak manevra ile gerçekleşti koltuk takası. yeni kız memnun, ‘i-pad’li daha az memnun gibiydi değişiklikten. yeni kızla yeni erkek birbirlerine kavuşmuşlardı. artık yeni kızın bir öne bir arkaya hareket etmesine gerek yoktu. biraz yana dönerek konuşabilirdi yeni erkekle. gülüşmelerinin önünde engel kalmamıştı. ‘i-pad’li yoktu artık. yeni kız, zahmetsiz gelen zaferin sarhoşluğu ile camdan dışarıyı izlemeye başladı. yeni erkek, az önce çıkardığı kulaklıklarını taktı yine. dışarıyı izlemek kızın uykusunu getirmiş olmalıydı. bir – iki kez yeni erkeğe doğru baktı. kulakları tıkalıydı yeni erkeğin. omzuna dokunmadı. gülüşmediler. ‘i-pad’li, istemsiz nezaketinin tetiğini çeken gülüşmelerden birini daha duymadığından olsa gerek kafasını kaldırdı. önce yeni kıza, sonra yeni erkeğe baktı. bu kez biraz daha gergin. gergin bakışlar yeni kızın enerjisini emdi sanki. kafası koltuğun başlığına yaslandı. az sonra biraz yana doğru devrildi. kız uyuyordu artık. yeni erkek, şimdi uyuyan yeni kıza baktı hafifçe kafasını çevirerek. sonra önüne döndü. yere doğru eğildi. bir süre kafası, koltuğun arkasından görünmedi. yeni kız uyuyordu. ‘i-pad’li yerli gergindi. işte yeni erkek yine oradaydı. yerdeki işini bitirmiş olmalıydı. az sonra yerinden kalktı. en arka sıraya doğru yürüdü koridorda. en arka sıranın her iki ucuna eşit mesafedeki orta koltuğa oturdu. kulaklıklar kulağındaydı. yüzünde, güneş gözlüğü vardı. dudaklarından, belirsiz bir gülümseme ifadesi izlenebilirdi. arkasına yaslandı. sol elinde taşıdığı kılıftan ‘i-pad’ini çıkardı. minibüsün sol ön köşesinde, aracı kullanmakta olan yerliye seslendi: “hocam arkadaki klimayı biraz kapatabilir misin?”

Share on FacebookShare on Twitter
Share on Myspace
 

elimde bir yara var. uzun zamandır orada. bazen iyileşiyor gibi. bazen daha da kötüleşiyor. iyileşiyor gibi olduğunda daha mutlu hissettiğimi ama orada olduğunu unuttuğumu farkettim. kötüleştiğinde ise aklım orada oluyor hep. sürekli bakmasam da, diğer elimin parmakları ile kontrol ediyorum. derimin sağlıklı kısmından ne kadar farklı olduğunu hissetmeye çalışıyorum. bir kabarıklık yok. sadece biraz daha kuru. küçük parçalar halinde kabuk bağlıyor. sonra ekmek kırıntısı gibi dökülüyor bu parçalar. yara sol elimin üst kısmında, biraz dışa doğru. serçe parmağımın yukarısında. kenarları belirsiz, dairesel bir formu var. bir çeşit işaret gibi görünüyor. içinde bir habislik olduğunu düşünüyorum. çarpma, yanma gibi dış bir etkiden kaynaklansa hatırlardım, ya da en azından şimdiye kadar geçmeliydi. belirli bir acı hissetmiyorum. bazen hafifçe yanma hissi veriyor. bulaşıkları eldivenle yıkarsam sorun yok. ancak kimyasal temizlik sıvısı ile temas ederse yanma hissi artıyor. ancak elimin ondan vazgeçmeye niyeti yok gibi. ona güzel bir yer ayırmış: tam üstünde. henüz doktora gitmedim. evde bulduğum birkaç merhemi denedim. işe yaramadı. belli belirsiz büyümeye devam ediyor. sanki iyileşiyor gibi. ama aslında büyüyor. elim, bu durumu farketmekten uzak. yarasına sahip çıkan bir mağrurluk içinde. bu yara onu olgunlaştırıyor olmalı. olgun bir el! olgun bir elden ne yapacağını bilmesini bekleme hakkım var. bundan sonra ona daha çok güvenmeliyim. ama yaraya güvenmiyorum. bir sinsilik var onda. elim anlamıyor ama ben büyüdüğünü görebiliyorum. zavallı elim, anlamıyor. yarasını bırakmaya niyeti yok sanki. sonunu tahmin ediyorum bu hastalıklı ilişkinin. elim belki de her şeyin farkında. üstünde yer verdiği yaranın büyüdüğünü biliyor. hatta bazen daha şiddetli yanma hissediyor olabilir. belki sadece yaraya inanmak istiyor. iyileştiğine inanmak istiyor. belki sadece tam üstünde bir şey taşımaya ihtiyacı var. artık çok genç görünmüyor elim. diğer elimle derisini tutup çektiğimde, eski haline gelmesi gözle farkedilebilir bir zaman alıyor. hem üzerindeki çatlaklar da daha belirgin. birkaç tane de benek var görünen. geçmişini inkar etmemesini seviyorum. dürüst olmasından mutluyum, elimin. ama yara canımı sıkıyor. kötü niyetinin üzerine esrarını örtmüş duruyor. elime yardım etmek istiyorum. doktora giderek elime gerçekleri göstereceğim. bu yaradan kurtulması gerek. iyileşse de orada duran, bir anda kötüleşen ve canını yakan o yaradan kurtulmalı elim. iyileşiyor gibi görünen bir yarası olmamalı elimin. elimin bir yarası olmamalı.

Share on FacebookShare on Twitter
Share on Myspace
© 2012 kograg